Ünal TANIK'ın röportajı
Sema Maraşlı'yı çocuk kitapları yazarı olarak tanıdım. İlk kitabı "Bana Bir Masal Anlat"ı küçük kızım Menar'a 3-4 yaşlarında iken defalarca okudum. Kızım içindeki hikayelerin çoğunu ezbere bilecek durumda olmasına rağmen araya bir kaç kitap okuması girdikten sonra yeniden Bana Bir Masal Anlat'ı tutuştururdu elime. "Bunu oku" derdi.
Bu kitabın Sema Maraşlı'nın ilk kitabı olduğunu epey sonra öğrendim. Bilgi almak için sorduğum kişiler tanımadığını söylediler. İlk kitabı olmasına rağmen Bana Bir Masal Anlat o kadar akıcı bir üslupla yazılmıştı ki aynı zamanda tamamının özgün masallar olduğuna inanamadım nerede ise.
Bu ilk kitabını nasıl yazdığını geçen yayınlanan röportajın ilk bölümünde anlattığında için sızladı. Hangi yayınevine gitse "Seni tanıyan yok. Basamayız" demişler. Maraşlı, en sonunda masraflarını kendisi karşılayarak bir yayınevi ile anlaşıyor. Sonrasında ise 17 baskı yapıyor.
Maraşlı'nın kitapları sonra peşpeşe geliyor. Tabii çocuk kitapları. Ama son zamanlarda Sema Maraşlı'nın kadın-erkek ilişkilerini anlattığı kitaplara imza attığını gördük. Bu kitaplar da çok sattı. Toplam bir millonun üzerinde sattı bu kitaplar.
Sema Maraşlı ile kitaplarını ve yazdıklarını konuştuk.
- Biz Sema Maraşlı'yı çocuk kitapları ile tanıdık. Şimdi evlilik kitapları ile gündemdesiniz. Çocuk kitaplarından evlilik kitaplarına geçiş nasıl oldu?
- Doğrusu nasıl geçtiğimi ben de anlayamadım. Dört tane çocuk kitabından sonra bir de kadın erkek ilişkileri üzerine bir kitap yazayım fakat tek kitapla kalsın yine çocuk kitapları ile devam edeyim diye düşündüm. Yazma isteğim bu konuda sorun yaşamamdan kaynaklanmış olabilir. İlk kitapta erkeklerin kadınları anlamadığından yola çıkarak hikayelerle kadınları anlatmak istedim. Kadınlar nasıl mutlu olur, nelere kırılır, beklentileri nelerdir. Kitapta kadınlar kendilerini buldular, çok sevdiler hikayeleri, erkekler de hikayelerle kadınları daha iyi anladıklarını söylediler. Okuyuculardan gelen "Çok faydalanıyoruz, bu konuda yazmaya devam etmelisiniz" ısrarları üzerine ikinci ve üçüncü kitap geldi. Tabi bu kitaplar peş peşe gelmedi arada çocuklar için yazmaya devam ettim.
- Kitaplarla ilgili eleştiri alıyor musunuz?
- Kadın erkek ilişkileri üzerine yazmak tehlikeli bir mecra. Kadınları anlatırken bazen erkek eleştirisi ortaya çıkıyor. Erkekleri anlatırken kadın eleştirisi ortaya çıkıyor. Hikayelerden alınan okurlar çıkabiliyor. Fakat bu alanda yazıp bundan tamamen sakınmak mümkün değil. İlk iki kitabımda daha çok kadınları anlatıp erkeklerin dikkat etmesi gereken noktaları anlatırken son kitabım "Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz" da kadınların eşleri ile olan ilişkilerde yaptıkları hatalar ve kadınların dikkat etmesi gereken konularla ilgili hikayeler ağırlıkta.
- Kitabınızla ilgili yapılan bir röportajda kullandığınız ifadeler var. Burada söyledikleriniz, "boşanmayı teşvik ettiği" gerekçesiyle çok eleştirildi.
- Bakın o röportaj Sabah Gazetesi'nde yayınlandı. Konuştuklarımız iki sayfa diye planlandı. Ona göre hazırlandı. Son günde tek sayfaya düşürülünce bazı bölümleri kırpmışlar. Böyle olunca da maalesef bazı yanlış anlaşılmalara neden oldu.
Eleştirilen cümle şu idi. Ben diyorum ki "Kadınlar cesaretle boşanma kararı alıyor". Bu sözüm boşanmayı teşvik olarak algılandı. Ben gazetede çıkmayan konuşmanın devamında diyorum ki "Böyle acele ile karar almak doğru değil. İnsan önce enine boyuna bir düşünmeli, tartmalı. Boşanmak bu kadar kolay dile getirilmemeli." İki sayfalık konuşma tek sayfaya inince, benim sözlerim boşanmayı cesaretlendiren sözler olarak anlaşılmış. Haber 7, Sabah'taki bu röportajı alınca okuyanlar kıyameti kopardı. Oysa işin gerçek yüzü anlattığım gibi.
Yazılı röportajlar her zaman risklidir, fakat etki alanı daha geniş oluyor. Siz üç saat konuşuyorsunuz, röportajı yapan kişi onu yazıya döküp gerekli görmediği bölümleri atıyor, sonra gazeteye teslim ediyor. Bir de gazete de sayfa düzenine göre kesiyorlar derken kendi yaptığın röportajı kendin şaşkınlıkla okuyorsun.
Bir de kesilen bölümlerin başına dikkat çeksin diye masa başında küçük ilaveler yapıyorlar. Mesela ben asla "İslami kesim" ifadesini kullanmam. Hatta kullananlara da kızarım. Ötekiler islam dışı mı, derim. Mesela bana aldatmalar hakkında sormuşlardı. Ben aldatmalar arttı, diyorum. Aldatmaların arttığına ilişkin son yıllarda çok şey duyuyorum, internetten çok sık şikayet alıyorum. Benim sözlerim, "İslami kesimde aldatmalar arttı" diye verildi. Ben hiçbir yerde "İslami kesim" demediğim halde 4-5 yerde bu ifade kullanılıyor. Oysa aldatmalar genel olarak arttı.
- Çiftler bu konuda yanlış yapmamak için nelere dikkat etmeliler?
- Öncelikle internete çok dikkat etmeliler. Maalesef bana bu konuda maillerle gelen şikayetlerin çoğu internet kaynaklı aldatmalar. İnsanlar, sitelerde memleket meselelerinden giriyorlar. Sonra yavaş yavaş konu farklı alana kayıyor. Kadın-erkek ilişkisine dönüşüyor. Ateşe yaklaşmayacaksın.
Evimde 10 yıldır internet var. Chate girmiyorum. Sürekli aktif iki tane internet sitem var. Orada erkek okuyucularımdan da çok mail geliyor. Genellikle bir kez cevap veririm. Önemli bir konu varsa ikinciye cevap veririm.Fakat ikinci mesajdan sonra "Asla cevap beklemeyin, yazmam" diyorum. Bu bir ilke. O bana üçüncüyü yazar, ben dördüncüyü yazarım. Sonra esas konuyu unuturuz konu başka tarafa gitmeye başlar. Maalesef aldatmalar en çok internet üzerinden başlıyor.
Muhafazakar kesimde bundan çok etkileniyor. Üstelik evli kadınlar bundan en fazla etkilenenler oluyor. Hepsi sonunda şunu yazıyor. "Ben ahlaksız değilim. Nasıl bu noktaya geldi onu bilmiyorum" diyor. Allah Kur'an'da "zina yapmayın" demiyor. "Zinaya yaklaşmayın" diyor.
Ben sitemde kadınların ve erkeklerin her konuyu tartışmalarını istiyorum. Erkeklerin fikirlerini çok önemsiyorum. Bu fikir alışverişinin kadın ve erkeğin birbirini daha iyi tanımada ve birbirlerinin olaylar ve hayata bakış farklılığı görüp anlamada önemli olduğunu düşünüyorum. Kimse kimsenin mail adresini görmüyor. Onunla doğrudan iletişime geçemiyor. Bana mail gönderen erkek okurlara, "Bunu bana yazacağınıza, siteye yazın. Olur ki bu soruna çözüm önerisi olacak başkaları bulunur" diyorum.
- Çiftler nelere dikkat etmeli dediğimde ilk sırada interneti saydınız. Bunun dışında neler var?
- Aldatmalar konusunda, kadınlar farkında olmadan erkekleri buna itiyor diye düşünüyorum. Özellikle iki önemli hata erkekleri eşinden uzaklaştırıyor. Birincisi kadınların erkekleri, çocuğu gibi görmeleri ve onları eleştirerek terbiye etmeye çalışmaları. Bu tutum, erkeği evinden soğutuyor. Erkek biriktirdiği kırgınlıkların acısını eşini en çok kıracak davranışla başka bir kadınla alıyor.
Kadınlar annelikle kadınlık rolünü karıştırıyor. Sanki karşısında 12-13 yaşında bir çocuk var. "Nerde kaldın, niye geciktin, seni beklediğimi bilmiyor musun, niye beni düşünmüyorsun, bunu niye böyle yaptın?" diye sürekli sorgulayan kadınlar erkeğin kendini yetersiz hissetmesine sebep oluyor. Erkek bu durumda annesi tarafından azarlanıyormuş gibi kendini kötü hissediyor. Kadınların çoğu erkeklere karşı tavır içinde.
- Bu tavır nereden geliyor?
- Yıllardır ekranlar aracılığıyla bu toplum zehirlendi. Bir genç kız, erkek arkadaşı yoksa aşık değilse zavallı biri gibi gösterildi. Kadınlara filmlerde erkek olarak süper kahramanlar gösterildi. Artık psikologa giden kadınlar, kocalarını dizi kahramanları üzerinden anlatıyor. "Kocam falan dizideki kahraman gibi bana davranmıyor" diyor. Kadın o dizilerden kafasında bir erkek tipi çiziyor. "Başarılı olacak, yakışıklı olacak, bana çılgın gibi aşık olacak" diye� Dizideki kahramanı, kendi hayatında istiyor. Kadın kendine dönüp bakmıyor. "Bende ne var. Ben ona ne veriyorum" diye hiç sorgulamıyor.
Bildiğiniz gibi Gümüş dizisi Arap TV'lerinde yayınlanmaya başladıktan sonra boşanmalar artmış. Oysa bizde bu zehirli fikirler yıllardır damla damla enjekte ediliyor. Kadın mutsuz oluyor ama mutsuzluğunun nedenini bilmiyor. Hayalle gerçek birbirine karışmış durumda.
- İkinci önemli hata nedir?
- İkincisi Türk kadını cinsel anlamda çok ciddi sorunlar yaşıyor. Bir kaç yıllık bir evli kadın, "Keşke hayatımızda cinsellik olmasa idi" diyebiliyor. Bunu diyen üniversite mezunu bir hanım. Kadın cinselliği, "Bu da olmasa" diye
görüyor. Daha da garibi, bunu destekleyen çok sayıda kadın çıkıyor. Bizim kadınlarımız için ev işleri, temizlik yemek önemli ama cinsellik bunların hepsinden daha geride, hiçbir önemi olmayan bir şey.
Çiftlerdeki anlaşmazlıkların temelinde cinsel sorunlar var. Çoğu zaman sorun cinsel tatminsizliğe dayanıyor ama başka bir görünüşle su yüzüne çıkıyor.
Ben bu alanda sorunlar olduğunu biliyordum. Ama bu kadar yoğun ve derin olduğunu bilmiyordum. Kitabımda cinsel konuda üç tane hikaye var. Birinde eşini sürekli reddeden bir kadını anlatıyorum. Ben özellikle yazıyorum. Çünkü başörtülü kadınlar açısından bakıldığında açık kadınlar bu konuyu konuştuğunda, "Bu konular dünya ehli, edepsiz kadınların meselesi. Bize göre değil" diye düşünüyorlar, üstlerine almıyorlar.
Erkekler konuştuğunda da zaten erkekleri ilgilendiren bir konu gibi bakıyorlar. Kadınlar, "Biz hadis okuyalım, tefsir okuyalım. Ama öyle şeylerle uğraşmayalım" diyorlar. Bir kadın şöyle demiş, "Ben abdestimi alıyorum, tespihimi çekmeye başlıyorum, adamın aklı fikri başka şeyde" Cinsel konularla ilgilenmek günah, diye düşünüyor. Neredeyse erkekleri sapıkmış konumunda bırakıyorlar.
Başörtülü bir kadın yazdığında hem şaşırıyorlar hem de bu konuda kendilerini sorguluyorlar. Gerçekten de kadınlar bu konuda kendilerinden kaynaklanan çok ciddi sorunlar yaşıyorlar. Ben seminerlerimde kadınları konuşturuyorum. Özellikle yalnızca kadınlara seminer verdiğimde neler duyuyorum neler.
- Bu konuda yazarken başörtülü olduğunuz için rahatsız oldunuz mu?
- Hayır rahatsız olmadım. Psikoloji eğitimi almış ve evlilik konusunda kitap yazan biri olarak evliliğin en önemli meselesi hakkında bu kadar sorun yaşandığını bilip bu konuyu atlayamazdım. Kendimi yazmak konusunda sorumlu hissettim. Gerekli gördüğüm konuları yazmaktan çekinmem. Küçük büyük pek çok konuda kitabımda hikayeler var. Eşler birbirine hitap etme konusunda bile sorun yaşayabiliyorlar.
- Gerçekten de bu konu çok acı. Benim ablam 35 yıllık evli. Kocasına bir gün bile adı ile hitap etmemiş.
- Eşine hiçbir şekilde hitap etmeyenler de var. Bunun temelinde biriktirilmiş kırgınlık var mutlaka. Mesela "Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz" kitabımda "Bu" diye bir hikaye var. Bir kadın, "Akşam eşim bana misafirlerin yanında bana 20 kere 'Bu' diye hitap etti", demişti. Kocası adını dese kadın mutlu olacak. "Bu dedi ki", "Bu yemeği şöyle hazırlar", "Bu işleri böyle yapar" gibi� O kitabı yazdığım günlerde markette dikkat etmiştim. Erkek eşini, "hişt. Alooo" diye çağırıyor. Üstelik yeni evliler. Daha 25 yaşlarındalar. Kadın duymadı diye bir de sesini yükseltiyor. "Hey, alooooo, sana diyorum" diye bağırıyor. Eşler daha bu yaşta isimle hitap etmeyi bıraktı ise çok kötü.
- Kırgınlıklar hitapla mı ortaya çıkıyor?
- İnternette 10 yaş altındaki çocuklara "aşk"ı sormuşlar. "Aşk öyle bir şey ki karşındaki senin adını söylediğinde, 'Aaa benim ne güzel adım var' diye düşünmek" demiş bir tanesi. Sevdiğiniz birisi isminizi söylediğinde, o hitapta sevgiyi okursunuz.
Kadın erkek ilişkilerinde kimse kendi hatasını görmüyor. Kadınlar da çok hata yapıyor fakat hep eşleri suçluyorlar. Erkeklere bakıyorsun, onlar da kadını anlama konusunda gayretli değiller. Erkek kadına iki çift tatlı söz söylese kadın mest olacak. Erkek onu söylemiyor, kadın da dediğini yapmıyor. Bir kısır döngünün içinde dönüp duruyorlar.
- Bu konuda yazmaya devam edecek misiniz?
- Kitabım zaten yeni çıktı. www.cocukaile.net sitemde farklı konularda yazmaya devam ediyorum. Sitede ayrıca "Ademler ve Havvalar" diye bir bölüm de var. Kadın erkek ilişkileri üzerine. Bu konuda yazılar, hikayeler var. Okuyucular da yaşadıklarını yazıyorlar yayınlıyorum. haber7