|
Mehmed Akif'in ve II. Meşrutiyet tarihinin yeniden yorumlanmasını gerekli kılacak araştırmanın en önemli kısmı, II. Abdülhamid'in hal' fetvasını bizzat Mehmet Akif'in yazdığı ve dolayısıyla İttihat-Terakki Cemiyeti ile Akif'in ilişkisinin Teşkilat-ı Mahsusa ile sınırlı kalmayıp II. Meşrutiyetten önceye dayandığı... Sağlam ayrıca Mehmed Akif'in doğum yerinin Sarıgüzel değil Bayramiç kasabası olduğunu ve ayrıca birçok yazısında müstear ad kullandığını söylüyor.
Mehmet Akif'in müstear adla yazı yazdığını söylüyorsunuz. Bu kadar önemli bir bilgi neden gözden kaçmıştır?
Efendim, dert çok, hem-dert yok, düşman kavi, tali zebun vs. vs. Yani zor bir soruyla başladınız. Yine de bir şeyler söylemeye çalışalım. Şöyle söyleyeyim. Mesela zaman zaman "Her işin başı sağlık!" veya "Sağlık olsun!" gibi sözler dökülür dilimizden değil mi? Biraz okumuş olanlarımız da söz gelimi Kanunî Sultan Süleyman'ın "Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi/Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi" beytini veya ne bileyim Schopenhauer'in meşhur aforizmalarından birini tekrar ederiz. Fakat vücut sağlığımızda bir arıza ortaya çıkmadığı sürece, bu sözler bizim için pek fazla bir şey ifade etmezler. Bu ise aslında "ben" merkezli yaşam anlayışının basit göstergelerinden biridir. Mesela "sağlıklı yaşam" denir, birçok hesap kitap yapılır ve bunun için muhtelif önlemler ve öneriler üretilir de "sağlıklı düşün" koşusu düzenlenmez! Anlatabiliyor muyum? Yani Kanunî merhumun beytini söyleriz de halk nedir, muteber ne demektir, nesne nedir, devlet nedir, cihan nedir, nefes nedir diye sormayız. Hadi bunları geçelim, "sıhhat" ne acaba demeyiz... Üzümü ye bağını sorma! Öyle ya! Bir Arap atasözü hatırlıyorum: "Lev lem-yekün lime lime, lekâne'l-kelbü âlime!" Yani "Neden ve niçin olmasaydı, (af buyurun) köpekler bile âlim olurdu!" diyor. Demek oluyor ki soru sormak lazım. Belki garip bulacaksınız ama sanki soru, cevaptan doğuyormuş gibi geliyor bana. Yani yokluğun temelinde varlık var demek gibi bir şey bu. Kim bilir, belki de her sorunun bir cevabı değil, her cevabın bir sorusu vardır. Demem o ki bu güne kadar Âkif merhum için böyle bir soru çıkmamış ortaya...
Peki Mehmed Âkif'in bir müstear ad kullanmış olabileceğini nasıl düşündünüz?
Efendim, çocukluğumdan beri Mehmed Âkif Ersoy'un benim iç dünyamda giderek genişleyen bir yeri oldu. Henüz orta okul birinci sınıftayken okuduğum bir dizesi yüzünden. Safahat'ın 6. Kitabı olan Âsım'da Çanakkale'yi tasvir ettiği o müthiş parçayı bilirsiniz. O zamanlar bir bölümünü ezberlemiştim sanıyorum. İşte o dizelerden biriydi bu. "Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor/Bir hilâl uğruna yâ Rab, ne güneşler batıyor." O vakitler bundan pek bir şey anladığımı söyleyemem tabi. Ama her okuduğumda içimde bir yerlere dokunuyor ve hep ağlatıyordu beni. O zamandan beri içimdeki Âkif sevgisi daima büyüdü. Çok samimî bir perestişkârı oldum. Fakat yazık ki şahsiyetinin bayağı bir mukallidi bile olamadım. Neyse. İlerleyen zaman içinde Safahat'ı birçok defa okudum. Fakat yıllar önce doktara tezim için hazırlık yaparken Sebîlü'r-Reşad dergisini taramıştım. Nasıl oldu şimdi hatırlamıyorum ama o sıralarda içime bir şüphe düştü. Acaba Âkif merhumun kullandığı bir müstear adı var mı? Fakat yukarıda söyledim ya bizde mazeret çok. Bu şüphe zihnimi kurcalayıp duruyordu. Ama o gün bu gündür bir türlü fırsat bulup ardına düşemedim. Kısmet bu güneymiş demek ki.
Size Mehmed Fahreddin imzasının Mehmet Akif olduğunu düşündüren şey ne oldu?
|