Cüneyt Toraman
Danıştay kararı üzerine yeniden toplanan YÖK, eşitlik ilkesine açıkça aykırı olduğunu kabul etse de, sınav takviminin aksamaması için, düşük bir katsayı belirlemişti. Geçtiğimiz günlerde, İstanbul Barosu'nun, aralık ayında gizlice ikinci kez dava açtığı ortaya çıkmış, bu olaydan kısa süre sonra da Danıştay, ikinci kez yürütmenin durdurulması kararı vermişti. Bu kararla birlikte, İstanbul Barosu yoğun bir şekilde eleştirilmeye başladı. Danıştay'ın kararında hem usul ve hem de esas yönünden sayısız usulsüzlükler olmasına rağmen, bu davayı mahkemenin önüne götüren baronun bu icraatı, "seçilmiş" bir organ olduğu için, daha fazla göze batıyor.
Baro'nun son birkaç yıllık icraatlarını takip edenler için, yargı ve yargılamayla ilgisi olmayan, "eğitimle" ilgili bir konuyu yargıya taşımasına şaşırmamışlardır. İdeolojik hemen her uygulamanın altında, bu baro yönetiminin imzasını görüyoruz. Faili meçhul cinayetler için kılını kıpırdatmayan Baro, cinayetle suçlananların avukatlığına soyunuyor. Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltıların, yönetmeliklere uygun olmadığını kanıtlamak amacıyla, ardı ardına seminerler düzenliyor. 19 Ocak 2009'da Ergenekon sanığı Şener Eruygur'un (hem de adres göstererek) GATA'ya sevkini isterken, 4 Şubat 2009 günü, İstanbul Başsavcılığına dilekçe ile başvuruda bulunarak, Ergenekon sanığı Levent Ersöz ile Arif Doğan'ın tahliyesini ve GATA'ya sevkini talep ediyor. 50'den fazla adliye arasında koşuşturan üyeleri için böyle bir icraat düşünmezken, sadece Silivri Cezaevi'ne minibüs tahsis ederek, tarifeli seferler düzenliyor. Bir yıldır ücretlerini alamadıkları için emniyete ve adliyelere avukat göndermeyen Baro'nun, Ergenekon sanıkları için avukat görevlendirdiği ortaya çıkıyor. Selefi Kazım Kolcuoğlu'nun 2005 yılında ihdas ettiği Mahmut Esat Bozkurt ödüllerini, üyeleriyle bir ankete dahi gerek görmeden, hukukçu kimliği hırpalanmış olanlara vermekte beis görmüyor. Eski başkanın ödül verdiği, eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, öğretmen Aytaç Kılınç'la ilgili kararı veren Danıştay Başkanı Ender Çetinkaya zincirine, YARSAV eski Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu'nu ekliyor.
meslek liseleri baro'yu ne ilgilendirir!
İşin ilginç yanı, bütün bunları, Baro'nun "hukukçu" kimliğini, kamuoyunu ve tepkileri dikkate almadan, gizlemeye dahi gerek duymadan, alenen yapıyor. "Önce İlke" sloganıyla yola çıktığı halde, bazı sanıklara, bazı cezaevlerine ayrıcalık yapılmasında herhangi bir sakınca görmüyor. Kuruluşunu, cumhuriyetin ilanından yarım asır öncesine (1876) dayandıran Baro, yüzlerce hukuk üstadını görmezden gelerek, "Türk, bu ülkenin yegâne efendisi, yegâne sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler." diyen (cumhuriyetin ilanından ölünceye kadar -7 dönem- milletvekili ve ilk adalet bakanı olması dışında başka bir özelliği olmayan) "Mahmut Esat Bozkurt" adına ödül dağıtıyor. "Medeni kanunun banisi" olarak takdim edilen bu şahıs, gerçekte, İsviçre'de zaten uygulanmakta olan Katolik bir kanununun (motamot) Türkçeye çevrilmesine katkı sağlamıştır. Dışarıdan bakanlar için İstanbul Barosu, hak ve özgürlüklerin teminatı değil, demokrasiye balans ayarı yapmaya çalışanların yanında yer aldığı izlenimi veriyor. Kısa bir süre önce, Taksim Meydanı'nda, "darbeci baro" pankartıyla karşılanıyor. Bu pankartın, haksız ve baronun önemli pek çok faaliyetini gölgelediği kabul edilse bile, Baro yönetiminin böyle bir algıya niçin sebebiyet verdiklerinin özeleştirisini yapmaları gerekmez mi? Benim gibi, İstanbul Barosu'na kayıtlı 25.000 avukatın büyük çoğunluğunun da, bu uygulamalardan ve Baro'nun yeni imajından büyük rahatsızlık duyduğuna inanıyorum. Mevcut baro yönetimi, 2008 yılı Ekim ayında, avukatların dörtte birinin (5619), seçime katılan avukatların ise üçte birinin oyuyla seçilmişti. Önümüzdeki seçimde, tekrar aday olduğu takdirde, daha önce oy verenlerin önemli bir kısmının, bu icraatlara onay vermeyeceğini düşünüyorum.
AB uyum yasaları, hukuk standardımızın yükselmesine önemli katkı sağlamışsa da, yasalarımız hâlâ amalarla ve yasaklarla doludur. Mevcut yasalar bile herkese eşit olarak uygulanmamaktadır. Açık yasa hükmüne rağmen, üyelerinin kimlikleri geçerli sayılmıyor. Devlet memurlarına yeşil pasaport dağıtılırken, 15-20 yıllık avukatlar, vize peşinde koşturuyor. Üyeleri görevleri sırasında dövülüyor, kurşunlanıyor. Bütün bu haksızlıklar ve hak ihlalleri karşısında, Baro, elbette seyirci kalmamalı, ülke gündemini sarsan hukuk olayları karşısında söyleyecek sözü olmalıdır. Ancak, bütün hukuk ve hak ihlallerine karşı eşit mesafede olmak zorundadır. Zaman