Kadir Temiz
Bundan 52 yıl önce Tibet'in bağımsızlığını hedefleyen isyandan sonra Hindistan'a gitmek zorunda kalan Dalay Lama aslında Çin Tarihi'nde önemli bir mirası da haleflerine bırakıyordu. Özellikle Avrupa ve ABD'nin desteklediği bu hareketin içinde çok önemli farklı düşünceler olsa da hemen hepsinin tek ortak noktası Çin'in periferisini veya sınırlarını nasıl kontrol edebileceği sorununu tekrar tekrar gündeme getirmesidir.
Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki devrimlerin asıl müsebbibi olarak 20.yy'ın anlamsız ulus-devlet sınırları ve yönetici elitin bu sınırlar içinde yaşayan halktan tamamen arındırılmış bir siyaset izlemeleri olduğu düşünülürse benzer bir gelişmenin Asya'da da varlığı üzerinden daha anlamlı yorumlar geliştirilebilir.
19.yy'ın ikinci yarısıyla beraber Orta Asya'nın Türkistan havzasının doğusu (Doğu Türkistan) ile Hindistan'ın kuzeyi (Tibet)ve Rusya'nın güneyindeki (Moğol) gevşek sınırlar üzerinde büyük bir güç mücadelesi yeniden gündeme geldi. Çin tarihinde cumhuriyet öncesindeki Mançu hanedanlığının Kang Xi'den sonraki en büyük imparatorlarından biri olan Qian Long zamanında (1736-1796) zapt-u rapt altına alınan bu sınırlar bir tartışmayı da ortaya çıkardı. Çin'in bu derecede yayılması bölgeyi Çinlileştirme amacı mı yoksa doğal bir şekilde herkesi içine alacak bir gelişme amacı mı güdüyordu? Bugün Çin'in sınırlarının hala Qian Long zamanında genişleyen sınırlar olduğu düşünüldüğünde Çin'in sınır bölgelerindeki sorunların tarihi perspektiften yoksun siyasal analizlerle anlamlandırılamayacağı açıktır.
18 ve 19.yy'daki genişlemeyi Çinlileştirme değil de o dönemin doğal küreselleşmesinin sonucu olarak artan ekonomik ve sosyal ilişkilerin bir yansıması olduğunu iddia eden görüşe göre bugün bu bölgelerde yeniden bir düzenleme yapılması gerekmektedir. Çinlileştirme tezini kabul edenler ise bugün hala Çin'e karşı bağımsızlık hareketlerini amansız bir şekilde desteklemektedir.
Dalay Lama geçtiğimiz hafta siyasal yetkilerini devredeceğini açıklayarak aslında bir değişimin de önünü açma çabası içerisinde. Bugün Pekin'de bulunan ve imparator Qian Long'un doğduğu Lama budist tapınağındaki makamına (Yong He Gong) 52 yıldan beri oturamayan Dalay Lama bir yandan Qian Long döneminin bir yandan da Çin Halk Cumhuriyeti döneminin mağduru durumundadır. Bu ilişki bile özelde Tibet ve genelde Çin'in sınır sorunlarının tarihi ile yüzleşme zamanının geldiğini gösteriyor.
Dalay Lama'nın siyasi yetkilerinin devri Tibet'te yaşayanlar ile ABD'de bulunan sürgündeki hükümet açısından büyük bir önem arz etmektedir. Sürgün'deki hükümetin bağımsızlık yanlıları ile Dalay Lama'nın kendisinin başını çektiği geniş özerklik talepleri yarım asırdır bir karşılık bulmuş değil. Bunun yanısıra Tibet'te yaşayanlar için ise hem gündelik yaşamlarının devamı hem de siyasal ve ekonomik taleplerinin yerine getirilmesi için Çin ile geliştirilecek alternatif ilişki zemini büyük bir önem taşıyor. Üçüncü bir bakış açısı olarak Çinlilerle uzlaşı halinde olan Tibetliler için mevcut durum Çin'in yine mevcut siyasal ve ekonomik gelişimi içinde aranmalıdır.
Çin'de dini özgürlükler sorunu açık bir şekilde bölgeler arasında farklılıklar göstermektedir. Örneğin Pekin'de yaşayan bir müslüman ile Sincan'da yaşayan bir müslümanın hareket alanı arasında önemli farklılıklar var. Bu farklılıklar Çin'in dini özgürlükler konusunu ulusal birliğe tercih ettiğini göstermektedir. Bu sebeple Çin'in özellikle toplumlar arası ilişkilerin had safhaya çıktığı ve devrim söylemlerinin arttığı böyle bir atmosferde bu özgürlükleri arttırıcı bir takım reformlara girişmesi beklenmemelidir. Bunun yerine Çin'de değişim halinde olan sosyal, siyasal ve ekonomik ilişkiler içinde "eski uzlaşma" zemininin yeniden oluşturulması için bir çaba harcanmalıdır. Yeni uzlaşmanın tarafları ve taleplerinin ne olacağı konusu ise Dalay Lama'nın artık siyasal bir figür olarak kendi mücadelesini yeni kuşaklara aktarma isteği ile anlaşılabilir. Artık yeni kuşakların yeni ekonomik ve siyasal ilişki çemberi içerisinde sorunları yeniden düşünmesi için bir çaba gerekiyor.
Ancak böyle bir çabanın somut getirilerinin hemen elde edileceği beklentisi çok ta gerçekçi bir beklenti olmayacaktır. Çin'in sınır bölgeleri üzerinden yeni siyasal hesaplar yapanların Libya'da bile haftalar geçmesine rağmen karar alma aşamasında uzlaşamadığı unutulmamalıdır. Sırtını bölgedeki yerel dinamikler yerine uzak coğrafyalarda yabancı güçlere dayayan bir hareketin hem meşruiyet hem de somut anlamda çözüm üretebilecek bir zihniyet sorunu olacaktır.