Bankaları, süper marketleri, dükkânları yağmaladı. Çoğunluğu gençlerden oluşan grup günlerce ortalığı yakıp yıktı. Olaylarda çok sayıda araç ve bina hasar gördü. Üst üste gelen yağmalama ve yangın haberleri karşısında polis ve itfaiye ilk önceleri aciz kaldı. Başbakan tatilini kesip iş başına geldi. Bir kaç gün sonra ortalık nihayet sakinleşti. Batı dünyasının en önemli başkentlerinden biri olan Londra âdeta savaş alanına döndü. Duman, yangın, is, çöp ve kırık cam parçaları arasında...
Aynı bölgede en son 25 yıl önce benzer olaylar yaşanmıştı. Geçtiğimiz senelerde yine buna benzer hâdiseler olmuştu. Newyork ve Paris gibi şehirlerde de zaman zaman böyle olaylar çıkıyor. Daha yeni Norveç’te aşırı-fanatik bir Hıristiyan yetmişten fazla insanı canice öldürmek suçuyla itham edilerek tutuklanmıştı. Bütün bunlar bize şu soruyu sordutturuyor: Batı dünyası nereye gidiyor?
Batılılarca dünyanın en medeni ülkelerinden biri kabul edilen İngiltere’nin göbeğinde, çoğunluğu başıboş gençlerden oluşan çapulcular ve çeteler ortalığı yakıp yıkıyorsa, başta İngiltere yöneticileri olmak üzere, bütün kapitalist batı dünyasının yöneticileri, ilim, fikir ve bilim adamları, oturup ciddi ciddi düşünerek, eğitim sistemlerini, sosyal hayat tarzlarını ve kapitalizmi sorgulamak zorundadır. Alternatif çare, çözüm ve sistemler aramalıdır. Zira bütün bu yaşanan hadiseler bir yıkılışın alarm sesleridir.
Gençlik, bir toplumun geleceğidir. Gençlik, bir ülkenin hayat sigortasıdır. Gençlik, bir medeniyetin merkezidir. Eğer gençlik, kapitalizmin içki, uyuşturucu, fuhuş, israf, aşırı tüketim, bencillik, menfaatçilik, sorumsuzluk, eğlence, şehvet ve maddecilik çarkları arasında ezilip; gayesiz, başı-boş, ruhsuz, fikirsiz, yüce hedeflerden uzak, edep ve ahlaktan mahrum olarak yetiştirilirse, işte o zaman, o toplum ve ülke bitmiş-tükenmiş demektir. Mevcut zaman içinde ayakta durduğuna bakmayın, er veya geç yıkılacak demektir.
Londra’da ortalığı yakıp yıkan çeteler bütün bunları kuru bir “fun” adına, yani “eğlence olsun” diye yapmışlar! Bunların özel hayatlarını inceleyin yukarıda saydığım sosyal hastalıklardan biri veya birkaçını mutlaka bulacaksınız kendilerinde. Annesi-babası belli olmayan çocuklardan, belli olsa bile, çocuklarına sevgi, şefkat ve yüce hedefler veremeyen anne-babalardan, dolayısıyla anne-babasına ve büyüklerine saygı göstermeyen çocuklardan siz ne bekleyebilirsiniz?
İngiltere yöneticilerine sesleniyorum: Bu çocuklara kızmaya hakkınız yok. Yanlış anlamayın bu çetelerin yaptığı çirkin işi savunduğumdan değil. Bilakis, bu çeteler sizin kanunlarınız ve sizin yönetim felsefeniz altında yetiştiği için... Haydut filmlerini yaygınlaştırıp korsanları bu gençliğe “Role Model” olarak veren siz değil misiniz? Elinde kılıç, balta, silah olan meşhur artistlerin resimlerini gazetelerde, afişlerde, otobüs duraklarında asılmasına izin vererek insanları vurmaya, kırmaya, öldürmeye teşvik eden siz değil misiniz? İçkiyi, fuhuşu, zinayı, eşcinselliği yasaklamayan siz değil misiniz? Uyuşturucu çetelerine toleranslı davranarak uyuşturucunun okullarda bile yaygınlaşmasına sebep olan siz değil misiniz? Hepsinden önemlisi, özeti “Yaratıcıyı ta’zim, mahlûkât’a şefkat” olan İslam dinini; sevgi, merhamet, kardeşlik, barış, yardımlaşma, sâlih amel, samimi niyet vs, temelleri üzerine kurulan İslam dinini; Hz. İsa’nın, Hz. Mûsa’nın, Hz. İbrahim’in ve bütün peygamberlerin dini olan “İslam” dinini; “Kendisi için sevip istediği şeyleri, kardeşi için de sevip istemeyen kimse mümin olamaz” diyen Hz. Muhammed’i (SAV); Müslümanlara yapmadıkları işkence ve ızdırap bırakmayan Mekkelilere bile, Fetih günü, “Ben merhamet peygamberiyim (azap, işkence ve öldürme peygamberi değil). Gidin evinize. Hepiniz serbestsiniz” diyerek affeden Hz. Muhammed’i (SAV); İnsanların hidayeti için gece sabahlara kadar ağlayan Hz. Muhammed’i (SAV), okullarda öğrencilerinize tanıtmayan- öğretmeyen siz değil misiniz?
Norveç’te yetmişten fazla masum insanın ölümüyle sonuçlanan olayda katil zanlısı aşırı-fanatik Hıristiyan, bu olayı “haçlı” ruhuyla ve İslam’ı durdurmak için yaptığını beyan eden ifadeler kullandı! Peki, bu adamı adı bile “Barış” olan İslam dinine karşı bu kadar kışkırtanlar kim?
“Bir insanı öldüren bütün bir insanlığı öldürmüş gibidir. Bir insanı dirilten de bütün insanlığı diriltmiş gibidir” (Maide: 32) ayeti kerimesinin bulunduğu Kur’anı okullarında tanıtmayarak bu fanatik adamı İslam hakkında bu kadar cahil bırakan Norveç yöneticileri, Yüce İslam Medeniyetini “Barbar”, “Kaba”, “Vahşi” yansıtan basın-yayın organları, filim yapımcıları, yazarlar, çizerler, yetmiş küsur masum insanın öldürülmesinin asıl sorumluları değil midir?







